Ender Güzeler: “Sigortacılık milli güvenliğin önemli unsurlarından biri haline geliyor”

Unico Sigorta Genel Müdürü Ender Güzeler, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’ın (OVP) sigorta sektörüne yeni sorumluluklar ve büyüme alanları açtığını belirtti. Tasarrufların artırılmasından afet risklerinin yönetimine, dış ticaretin korunmasından yaşlanan nüfusun bakım ihtiyaçlarına kadar uzanan bu alanların sigortacılığa daha stratejik bir rol yüklediğini ifade eden Güzeler, sektörün ekonomik ve toplumsal dayanıklılığın güçlendirilmesindeki öneminin artacağına dikkat çekti.

Unico Sigorta Genel Müdürü Ender Güzeler, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’ı sigortacılık perspektifinden değerlendirdi. Programın “istikrar” ve “dayanıklılık” eksenlerinin sigorta sektörünün 2030 vizyonuyla da örtüştüğünü belirten Güzeler, OVP’nin sektöre yeni sorumluluklar yüklerken önemli fırsat alanları da oluşturduğunu söyledi.

Güzeler, “2027-2029 OVP hedeflerinin; yüksek sigorta penetrasyonu, çeşitlendirilmiş ürün yapısı ve riskleri gerçekleşmeden önce yönetmeye odaklanan daha güçlü bir sigorta ekosistemi açısından önemli bir dönüm noktası olması bekleniyor” dedi.

Afet, bakım, tasarruf ve ihracat sigortaları öne çıkıyor

OVP’nin sigorta sektörüne yüklediği başlıca sorumluluklardan birinin tüm afet tehlikelerini kapsayacak zorunlu afet sigortası mekanizmasının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması olduğunu belirten Güzeler, beyan ve ödeme takibinin etkinleştirilmesiyle birlikte afet ve bakım sigortaları gibi yeni veya kapsamı genişleyen ürünler için aktüeryal ve reasürans kapasitesinin geliştirilmesinin de sektörün gündeminde olacağını söyledi.

Programda uzun dönemli bakım sigortasının altyapısının kurulmasına yönelik yaklaşımın da önemli olduğunu belirten Güzeler, “Yaşlanan nüfus ve bakım ekonomisi, sigorta sektöründe yeni ürün ve aktüerya modellerini gündeme getirecek” dedi.

Dış ticaret tarafında ise Devlet Destekli Alacak Sigortası’nın etkinliğinin artırılması ve Eximbank ihracat kredi sigortalarının güçlendirilmesine yönelik hedeflerin, alacak ve ihracat kredi sigortalarında kamu programlarıyla entegre dağıtım modellerini öne çıkarabileceğini kaydetti.

Güzeler, BES ve OKS’de fon çeşitliliğinin ve sistemin cazibesinin artırılmasına paralel olarak yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortalarının yaygınlaştırılmasının da sektör açısından önemli bir başlık olacağını belirtti.

Yeni pazar ve büyüme alanları oluşabilir

OVP’nin sigorta şirketleri açısından yeni fırsatlar da barındırdığına dikkat çeken Güzeler, “Zorunlu afet sigortası kapsamının genişlemesi, sigorta penetrasyonunun düşük olduğu bir alanda hacim artışı yaratabilir. Risk modelleme ve fiyatlama kapasitesine erken yatırım yapan şirketler bu alanda rekabet avantajı elde edebilirler” şeklinde konuştu.

Bakım ekonomisi ve uzun dönemli bakım sigortasının ise yeni bir ürün kategorisi ve prim havuzu oluşturabileceğini söyleyen Güzeler, bu alana erken giren şirketler açısından marka konumlandırması ve pazar payı fırsatı doğabileceğine işaret etti.

Yurt içi tasarrufların artırılması hedefinin hayat sigortacılığını destekleyebileceğini belirten Güzeler, “BES ve OKS’deki büyümeyle birlikte hayat sigortalarında çapraz satış ve yeni müşteri kazanımı için de alan oluşabilir. Alacak ve ihracat kredi sigortalarının kamu desteğiyle genişlemesi ise KOBİ ve ihracatçı tabanında ticari sigortaların büyümesine katkı sağlayabilir” dedi.

Yeni sigorta ürünleri gündeme gelebilir

Güzeler, OVP’deki politika alanlarının sigorta sektöründe yeni ürünlerin geliştirilmesine de zemin hazırlayabileceğini belirtti. Bu kapsamda değer bazlı geri ödeme yaklaşımına uyumlu ağ bazlı ve ko-ödemeli tamamlayıcı sağlık sigortası paketleri, yaşlı ve engelli bakımını kapsayan hibrit sağlık-bakım sigortaları ile uzaktan sağlık hizmetlerine entegre tele-sağlık destekli ürünlerin gündeme gelebileceğini ifade etti.

Afet sigortalarında parametrik ve daha geniş kapsamlı yeni nesil ürünlerin yanı sıra uzun dönemli bakım sigortaları ile hayat, sağlık ve bakım bileşenlerini bir araya getiren ve BES/OKS ile çapraz satış imkânı sağlayabilecek ürünlerin de gelişebileceğini belirten Güzeler, bu alanların sigorta pazarını büyütme potansiyeli taşıdığını söyledi.

Sigorta finansal sistemin şoklara karşı tampon kapasitesini güçlendirebilir

OVP’deki “istikrar” ve “dayanıklılık” yaklaşımını dört farklı kanal üzerinden değerlendiren Güzeler, bunlardan ilkinin mali ve finansal istikrar olduğunu belirtti.

Yurt içi tasarrufların artırılması ve TL cinsinden tasarruf ve yatırım araçlarının çeşitlendirilmesi hedeflerinde hayat sigortaları ile BES ve OKS’nin doğrudan rol üstlenebileceğini ifade eden Güzeler, uzun vadeli tasarrufların finansal sisteme kazandırılmasının sistemin şoklara karşı tampon kapasitesini artırabileceğini kaydetti.

Sigorta şirketlerinin kurumsal yatırımcı kimliğiyle sermaye piyasalarının derinleşmesine de katkı sunduğunu belirten Güzeler, “Bu işlev finansal istikrarın kurumsal ayağını güçlendirebilir” ifadelerini kullandı.

Afet riskinde kamu bütçesinin yükü paylaşılabilir

İkinci kanalın fiziksel ve toplumsal dayanıklılık olduğunu belirten Güzeler, OVP’de şehirlerin afetlere karşı dayanıklılığı ve kentsel dönüşümün yanı sıra zorunlu afet sigortası mekanizmasının da yer aldığını hatırlattı.

Özel sigortacılığın afet riskinin bir bölümünü kamu bütçesinden sigorta ve reasürans sistemine aktararak büyük afetlerin mali etkisinin paylaşılmasını sağlayabileceğini ifade eden Güzeler, bu işlevin programdaki çoklu şoklara karşı direnç hedefiyle örtüştüğünü belirtti.

Alacak sigortaları dış ticarette dayanıklılığı destekleyebilir

Güzeler’in dikkat çektiği üçüncü alan ise dış ticaret ve tedarik zincirleri oldu. OVP’de tedarik zincirlerinin dayanıklılığı ve çeşitliliği ile dış şoklara karşı dayanıklılığa yapılan vurgunun alacak sigortası ve ihracat kredi sigortalarının önemini artırdığını kaydetti.

Bu ürünlerin ihracatçıların ve KOBİ’lerin yurt dışındaki alıcıların iflası, kur şokları ve jeopolitik kesintiler gibi tahsilat risklerini yönetmelerine yardımcı olabileceğini belirten Güzeler, “Bu sayede sanayi sektörünün dış şoklara karşı dayanıklılığına firma düzeyinden katkı sağlanabilir” diye konuştu.

Yaşlanan nüfus bakım sigortalarını gündeme taşıyor

Dördüncü kanalın demografik dayanıklılık olduğunu belirten Güzeler, nüfus artış hızındaki düşüş ve bakım ekonomisinin artan öneminin uzun dönemli bakım sigortalarının altyapısını gündeme getirdiğine dikkat çekti.

Uzun dönemli bakım sigortalarının sosyal güvenlik sistemini tamamlayıcı bir mekanizma olarak gelişebileceğini ifade eden Güzeler, “Bu ürünler bakım ihtiyacının finansmanında özel sigortacılığın rolünü artırabilir” dedi.

“Değerlendirmeler sektörel çıkarım niteliğinde”

OVP’nin özel sigortacılığa tasarrufların artırılması, afet risklerinin paylaşılması, ticari risklerin teminat altına alınması ve bakım ihtiyacının finansmanı üzerinden ekonomik dayanıklılığa katkı sağlayabilecek bir alan açtığını belirten Güzeler, bu çerçevedeki “milli güvenlik” değerlendirmesinin OVP’nin doğrudan ifadesi olmadığına özellikle dikkat çekti.

Güzeler, “Belgede sektöre bu rol açıkça ‘sigortanın milli güvenlik/dayanıklılık unsuru’ diye adlandırılmıyor, ama dört ayrı politika hattının kesişimi bu sonucu ortaya çıkardığını belgenin doğrudan ifadesi olmamakla birlikte bu şekilde sentezliyorum. Bu bir kamu politikası belgesi olduğu için buradaki değerlendirmeler sektörel çıkarım niteliğindedir” dedi.

Türkiye Katılım Sigorta’da bankasürans performansı ve gelecek vizyonu ele alındı

Türkiye Katılım Sigorta’da bankasürans performansı ve gelecek vizyonu ele alındı

Türkiye Katılım Sigorta, “2026 Yılı Bankasürans Performans ve Değerlendirme Toplantısı”nı yöneticilerinin geniş katılımıyla tamamladı.

Katılım Sigorta Genel Müdürü Özgür Öntürk’ün liderliğinde gerçekleştirilen toplantıda, geride kalan dönemin bankasürans kanalı performansı kapsamlı şekilde değerlendirilirken; yeni döneme ilişkin stratejik hedefler ve öncelikli odak alanları belirlendi.

“Katılım sigortacılığının gelişimine katkı sağlamaya devam edeceğiz”

Bankasürans kanalındaki güçlü iş birliklerini daha ileriye taşımayı hedeflediklerini belirten şirket yönetimi, katılım sigortacılığı ekosistemini büyütme ve yeni başarılara imza atma kararlılığını vurguladı. Toplantı kapsamında sürece katkı sunan tüm yöneticilere teşekkür edilerek, yeni dönemin başarılarla dolu geçmesi temennisinde bulunuldu.

“Genişleyen hizmet ağımız ile sektöre katma değer sağlıyoruz”

“Genişleyen hizmet ağımız ile sektöre katma değer sağlıyoruz”

Rotaglass Oto Cam, Bursa Bölge Müdürlüğü’nü hizmet açtı. Hem şirket, hem de otomotiv sektörü açısından Bursa Bölge Müdürlüğü’nün stratejik bir kilometre taşı olduğunu vurgulayan Rotaglass Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Cino, “Açılışını gerçekleştirdiğimiz bu yeni tesisimizle sadece Bursa’ya değil, tüm Marmara Bölgesi’ne hızlı lojistik, güçlü stok altyapısı ve en ileri teknolojiyi sunmayı hedefliyoruz” dedi.

Rotaglass Oto Cam’ın Bursa Bölge Müdürlüğü hizmete açıldı. Açılış törenine Bursa Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı İsmail Mutlu Esendemir, Sekurit  Service Hollanda Merkezden Selim Uğur, Bursa ve İstanbul’dan çok sayıda oto cam firması ve sektör esnafının yanı sıra sigorta ve filo şirketlerinin temsilcileri katıldı. Törende konuşan Rotaglass Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Cino, Bursa Bölge Müdürlüğü’nün hem şirket hem de otomotiv sektörü için stratejik bir kilometre taşı olduğunu vurguladı. Cino, “Rotaglass Saint-Gobain Sekurit ile Türkiye genelinde büyüme ve kaliteli hizmet ağımızı genişletme vizyonumuz doğrultusunda çok önemli bir adımı daha geride bırakıyoruz. Bursa, güçlü otomotiv altyapısı ve stratejik konumuyla Türkiye’nin en dinamik sanayi merkezlerinden biri. Açılışını gerçekleştirdiğimiz bu yeni tesisimizle sadece Bursa’ya değil, tüm Marmara Bölgesi’ne hızlı lojistik, güçlü stok altyapısı ve en ileri teknolojiyi sunmayı hedefliyoruz. Özellikle yeni nesil araç teknolojilerine uyum sağlamak adına yatırımlarını tamamladığımız Dijital ADAS kalibrasyon merkezimizle, sürüş güvenliğini en üst seviyeye çıkaracağız. İş ortaklarımızın ve müşterilerimizin güvenine layık olmak için yatırımlarımıza hız kesmeden devam edeceğiz.”

Yatırım için neden Bursa tercih edildi?

Rotaglass, Bursa Bölge Müdürlüğü’nü stratejik konumu, güçlü otomotiv altyapısı ve çevre illere hızlı ulaşım avantajı nedeniyle Bursa’da konumlandırdı. Marmara Bölgesi’nin önemli ulaşım merkezlerinden biri olan Bursa, Rotaglass’ın başta Marmara olmak üzere çevre illere daha hızlı ve etkin hizmet sunmasına olanak sağlayacak. Yaklaşık 3 bin metrekarelik depolama ve lojistik kapasitesinden yararlanılması hedeflenirken, bölgedeki güçlü stok ve sevkiyat altyapısı sayesinde oto cam ürünlerinin müşterilere, oto cam servislerine, sigorta şirketlerine ve filo firmalarına daha hızlı ulaştırılması amaçlanıyor.

Teknoloji ve ADAS kalibrasyonunda önemli merkezlerden biri olacak

Bursa Bölge Müdürlüğü aynı zamanda Rotaglass’ın teknoloji ve kalibrasyon yatırımlarının önemli merkezlerinden biri olacak. Tesiste son teknoloji Dijital ADAS (Sürüş Destek Sistemleri) kalibrasyon ekipmanları kullanılarak, yeni nesil araçlarda ön cam değişimi sonrasında ihtiyaç duyulan kamera, radar ve diğer sürücü destek sistemlerinin doğru şekilde kalibre edilmesine yönelik hizmetlerin yaygınlaştırılması hedefleniyor. Bu yatırımla Rotaglass; hızlı lojistik, güçlü stok, ileri teknoloji, ADAS kalibrasyonu ve yaygın servis ağı ile Bursa ve Marmara Bölgesi’nde müşterilerine, sigorta şirketlerine ve filo firmalarına daha kapsamlı ve hızlı hizmet sunmayı amaçlıyor. Bursa Bölge Müdürlüğü’nün açılışı, Rotaglass’ın Türkiye genelindeki büyüme ve hizmet ağını genişletme hedefleri doğrultusunda önemli bir yatırım olarak değerlendiriliyor.

BNP Paribas Cardif’ten gelir kaybı riskine karşı koruma çözümleri

BNP Paribas Cardif’in 21 ülkede 21 bin kişiyle gerçekleştirdiği araştırmaya göre, Türkiye’de katılımcıların yüzde 67’si kısa veya orta vadede gelirini kaybetmekten endişe duyuyor. BNP Paribas Cardif Türkiye, iş ortakları aracılığıyla sunduğu koruma sigortalarıyla istem dışı işsizlikten geçici iş göremezliğe kadar farklı risklere karşı finansal güvence sağlıyor.

Ekonomik belirsizlikler, değişen çalışma hayatı ve artan yaşam maliyetleri, beklenmedik gelir kayıplarına karşı finansal güvence ihtiyacını artırıyor. Gelirde yaşanabilecek bir kesinti, özellikle kredi ve kredi kartı ödemeleri gibi devam eden finansal yükümlülükler nedeniyle hane bütçelerini doğrudan etkileyebiliyor.

BNP Paribas Cardif Türkiye de iş ortakları aracılığıyla sunduğu koruma sigortalarıyla müşterilerinin beklenmedik durumlarda finansal yükümlülüklerini sürdürebilmelerine destek olmayı hedefliyor.

Türkiye’de her üç kişiden ikisi gelir kaybından endişeli

BNP Paribas Cardif’in 21 ülkede 21 bin kişiyle gerçekleştirdiği küresel “Protect & Project Oneself (Kendini Koruma ve Planlama)” araştırması, gelir kaybına ilişkin endişenin Türkiye’deki boyutunu da ortaya koydu.

Araştırmaya göre Türkiye’de katılımcıların yüzde 67’si kısa veya orta vadede gelirini kaybetmekten endişe duyuyor. Bu oran, yaklaşık her üç katılımcıdan ikisinin düzenli gelirinin geleceğine ilişkin kaygı taşıdığına işaret ediyor.

İşsizlikten geçici iş göremezliğe farklı riskler için teminat

BNP Paribas Cardif Türkiye; Kredi Koruma Hayat Sigortası, Kredi Kartı Koruma Hayat Sigortası ve benzeri koruma çözümlerini iş ortakları aracılığıyla müşterilerine sunuyor.

Ürünlerde vefat, kaza sonucu daimi maluliyet, tehlikeli hastalıklar, geçici iş göremezlik ve istem dışı işsizlik gibi risklere yönelik teminatlar sunulabiliyor.

İstem dışı işsizlik teminatında, poliçede belirtilen koşulların gerçekleşmesi halinde kredi veya kredi kartı borçlarının ödenmesine belirli süre ve limitler dahilinde destek sağlanabiliyor. Bazı kredi koruma ürünlerinde aylık kredi taksitleri, kredi kartı koruma ürünlerinde ise kredi kartı borcuna yönelik ödemeler poliçe şartları doğrultusunda güvence kapsamına alınabiliyor.

Finansal dayanıklılığı güçlendirmeyi hedefliyor

BNP Paribas Cardif Türkiye, farklı yaşam evrelerinde ortaya çıkabilecek ihtiyaçlara yönelik geliştirdiği koruma sigortalarıyla risklere karşı güvence sağlamanın yanı sıra müşterilerinin finansal dayanıklılığını güçlendirmeyi hedefliyor.

Şirket, dijitalleşme, erişilebilirlik ve ürün geliştirme alanlarındaki çalışmalarını sürdürürken, iş ortaklarıyla sunduğu koruma çözümlerini daha geniş kitlelere ulaştırmayı ve değişen yaşam koşullarına yönelik ürünler geliştirmeyi amaçlıyor.

Allianz Türkiye’ye Effie Awards Türkiye’den üç ödül

Allianz Türkiye, Effie Awards Türkiye 2026’da iki Altın ve bir Bronz olmak üzere üç ödül kazandı. “Dağ Gibi Arkanızdayız” projesiyle Sponsorluk kategorisinde, “Herkes Allianzlı Olabilir, Herkes Allianz Olamaz” kampanyasıyla Sigorta ve Bireysel Emeklilik kategorisinde Altın Effie alan şirket, “Keşge” çalışmasıyla aynı kategoride Bronz Effie’nin sahibi oldu. Allianz Türkiye, bu sonuçla sigorta ve emeklilik sektöründe bir yılda en fazla Effie kazanan marka oldu.

Allianz Türkiye, Effie Awards Türkiye 2026’da üç farklı iletişim çalışmasıyla ödüle layık görüldü. Şirket, “Dağ Gibi Arkanızdayız” projesiyle Sponsorluk kategorisinde Altın Effie kazanırken, “Herkes Allianzlı Olabilir, Herkes Allianz Olamaz” kampanyası Sigorta ve Bireysel Emeklilik kategorisinde Altın Effie aldı. “Keşge” iletişim çalışması ise aynı kategoride Bronz Effie kazandı.

Böylece Allianz Türkiye, iki Altın ve bir Bronz ödülle hem bugüne kadarki en yüksek yıllık Effie sayısına ulaştı hem de 2026’da sigorta ve emeklilik sektöründe en fazla Effie kazanan marka oldu.

“Farklı alanlardaki çalışmalarımızın yarattığı etkinin göstergesi”

Allianz Türkiye Pazarlama ve Dijital Sigortalar Genel Müdür Yardımcısı Onur Kırcı, iletişim çalışmalarını markanın hikâyesini anlatmanın yanı sıra müşteriler ve toplum için yaratılan değeri görünür kılmanın bir yolu olarak gördüklerini belirtti.

Kırcı, “Bu yıl Effie Awards Türkiye’den iki Altın ve bir Bronz olmak üzere üç ödülle dönmemiz, farklı alanlarda hayata geçirdiğimiz çalışmaların yarattığı etkinin önemli bir göstergesi. Özellikle bir yılda aldığımız en yüksek Effie sayısına ulaşmış olmaktan ve sigorta ve emeklilik sektöründe bir yılda en çok Effie kazanan marka olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz” dedi.

Başarıda emeği bulunan ekip arkadaşlarına, yaratıcı iş ortaklarına ve paydaşlara teşekkür eden Kırcı, “Birlikte ürettiğimiz, cesurca denediğimiz ve etkisini ölçmeye önem verdiğimiz işlerle sektörümüzde de ilklere imza atmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

“Dağ Gibi Arkanızdayız”a Altın Effie

Sponsorluk kategorisinde Altın Effie kazanan “Dağ Gibi Arkanızdayız” projesi, daha önce kayak sporuyla tanışmamış Erzurum Palandöken’deki kız çocuklarının kayak sporuna erişimini desteklemeyi ve potansiyellerini geliştirmelerine katkı sağlamayı amaçlıyor.

Proje kapsamında seçilen üç kız çocuğuna yaklaşık 10 yıl boyunca eğitim ve malzeme desteği sağlanıyor.

Sağlık sigortası kampanyasına Altın Effie

“Herkes Allianzlı Olabilir, Herkes Allianz Olamaz” kampanyası ise Sigorta ve Bireysel Emeklilik kategorisinde Altın Effie kazandı. Allianz Türkiye’nin sağlık sigortası alanındaki ürün ve hizmetlerini odağına alan kampanyada, günlük hayattan tanıdık durumlar mizahi bir anlatımla ele alınıyor.

Aynı kategoride Bronz Effie alan “Keşge” kampanyası ise 5G ile birlikte yeniden tanımlanan hız kavramını Allianz Kasko’nun ihtiyaç anında sunduğu hızlı asistans hizmetleriyle bir araya getiriyor. Araç arızası ve yolda kalma gibi durumların işlendiği kampanyada Allianz’ın çekici hizmetinin hızı ve erişilebilirliği anlatılıyor.

Effie yolculuğu 2017’de başladı

Allianz Türkiye’nin Effie Awards Türkiye’deki ilk ödülü, 2017 yılında “Allianz Seninle” iletişimiyle kazandığı Gümüş Effie oldu.

Şirket, 2019, 2020 ve 2021 yıllarında da aynı iletişim platformu altında gerçekleştirdiği farklı çalışmalarla Gümüş Effie kazandı.
2023 yılında “Sümeyye Boyacı – Birlikte Umutla” projesiyle Altın Effie alan Allianz Türkiye, 2025’te “Elle Muayene” kampanyasıyla biri Altın, diğeri Bronz olmak üzere iki ödül kazandı. Şirket, 2026’da aldığı üç ödülle Effie Awards Türkiye’de bugüne kadarki en yüksek yıllık ödül sayısına ulaştı.

Sigorta sektörü, OVP hedeflerine ulaşılmasında stratejik sektörlerden biri

Açıklanan yeni Orta Vadeli Program’a ilişkin açıklamalarda bulunan TSB Başkanı Ahmet Yaşar, “Sigorta sektörü, OVP’nin sonuçlarından yalnızca yararlanan bir sektör değil, Program’da ortaya konulan hedeflerin gerçekleşmesine doğrudan katkı sağlayabilecek stratejik sektörlerden biridir” dedi.

Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yıllık döneme ilişkin temel politika önceliklerini ve yol haritasını ortaya koyması bakımından büyük önem taşıyan Orta Vadeli Program (OVP), açıklandı. Dezenflasyon ve sürdürülebilir büyümenin yanı sıra yatırımların, üretimin ve ihracatın desteklenmesi, finansmana erişimin kolaylaştırılması, uzun vadeli tasarrufların artırılması, yeşil ve dijital dönüşüm ile ekonomik güvenlik ve dayanıklılığın güçlendirilmesinin temel politika eksenleri arasında yer aldığı OVP’de “dayanıklılık” kavramına yapılan vurgu sigorta sektörünün de stratejik önemini ortaya koydu.

“Özellikle “dayanıklılık” kavramının OVP’de güçlü biçimde yer almasını, sigorta sektörü açısından son derece kıymetli görüyoruz” diyen Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Ahmet Yaşar, “Sigorta sektörü, OVP hedeflerinin gerçekleşmesine katkı sağlayacak stratejik sektörlerin başında gelmektedir. Enerji ve su arz güvenliğinden tarımsal dayanıklılığa, stratejik sektörlerden afet risklerine kadar oldukça geniş bir risk alanından söz ediyoruz. Sigortacılık; risklerin önceden yönetilmesi, ekonomik kayıpların paylaşılması ve kamu maliyesi üzerindeki yükün azaltılması yoluyla ekonomik ve toplumsal dayanıklılığın temel finansal araçlarından biri” açıklamasını yaptı.

Afetler ülke ekonomisi için de büyük bir risk oluşturuyor

6 Şubat depremlerinin afet risklerinin ekonomik ve mali boyutunu en çarpıcı biçimde ortaya koyduğunu dile getiren Yaşar, şöyle devam etti: “Bugün açıklanan verilere göre, 2023-2026 döneminde, 2026 yılı fiyatlarıyla deprem harcamalarının 5,4 trilyon TL’ye, yaklaşık 104 milyar dolara ulaşacağı; toplam harcamanın ise yaklaşık 116 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmesinin beklendiği ifade edilmiştir. 2027 yılında da yaklaşık 10 milyar dolarlık ilave harcama öngörülmektedir. Bu rakamlar, afetlerin yalnızca insani ve sosyal sonuçlar doğurmadığını; aynı zamanda ülke ekonomisi ve kamu maliyesi açısından son derece büyük bir risk oluşturduğunu göstermektedir. Bu nedenle afet sonrasında kamu kaynaklarıyla kayıpların telafi edilmesinin yanında, afet öncesinde riski azaltan kentsel dönüşüm politikalarının hızlandırılması ve kalan riskin daha büyük bölümünün sigorta, reasürans ve sermaye piyasaları aracılığıyla paylaşılması gerektiğine inanıyoruz. Zorunlu Afet Sigortası’nın kapsamının genişletilmesini de afetlere karşı finansal dayanıklılığın güçlendirilmesine yönelik bütüncül yaklaşımın önemli unsurlarından biri olarak değerlendiriyoruz.”

Banka dışı finansal kuruluşların daha güçlü rol üstlendiği bir finansal mimariye geçişi destekliyoruz

OVP’de ihracat sigortalarının daha etkin kullanılmasına yönelik yaklaşımı da son derece önemli bulduklarını anlatan Yaşar, Türkiye’nin ihracat hedeflerini büyütürken ihracatçıların ticari ve politik risklere karşı korunmasının, firmaların yeni pazarlara daha güvenli biçimde açılabilmesine ve rekabet güçlerinin artırılmasına katkı sağlayacağını açıkladı.

“Bu çerçevede sigorta sektörünün, ihracat politikasını tamamlayan tali bir unsur olarak değil; finansmanla birlikte ihracat politikalarının temel araçlarından biri olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz” diyen Yaşar, programda banka dışı finansal kuruluşların geliştirilmesi ve finansmana erişimin kolaylaştırılmasına yönelik ortaya konulan yaklaşımın, finansal sistemin derinleşmesi açısından da önem taşıdığını söyledi.

Yaşar, “Türkiye’nin büyümesinin ağırlıklı olarak bankacılık sistemi üzerinden finanse edildiği yapıdan; sigorta, emeklilik, sermaye piyasaları ve diğer banka dışı finansal kuruluşların daha güçlü rol üstlendiği dengeli ve derinlikli bir finansal mimariye geçişi destekliyoruz. Sigorta ve emeklilik sektörlerinin büyümesi, risklerin finansal sistem içinde daha geniş bir tabana yayılmasına katkı sağlarken aynı zamanda uzun vadeli fonların ekonomiye kazandırılmasını da mümkün kılacak” açıklamasını yaptı.

Uzun vadeli tasarruflara yönelik hedefler, sigorta ve emeklilik sektörü açısından özel bir öneme sahip

Yaşar, OVP’de uzun vadeli tasarrufların teşvik edilmesine yönelik hedeflerin, sigorta ve emeklilik sektörü açısından özel bir öneme sahip olduğunu söyledi. “Hayat sigortaları ve Bireysel Emeklilik Sistemi’nin büyümesi, yalnızca bireylerin geleceklerini güvence altına almalarına katkı sağlamamakta; aynı zamanda Türkiye ekonomisinin ihtiyaç duyduğu uzun vadeli yerli kaynakların oluşmasına ve sermaye piyasalarının derinleşmesine de destek vermektedir” diyen Yaşar, şu açıklamayı yaptı: “Tasarrufların artırılması ve uzun vadeye yönlendirilmesi, Türkiye’nin yatırımlarını daha güçlü bir yerli finansman tabanıyla destekleyebilmesi bakımından stratejik önem taşımaktadır.”

Yeşil ve dijital dönüşüm hedefi sektör açısından önemli bir fırsat alanı

Yeşil ve dijital dönüşümün hızlandırılması hedefinin de sektör açısından önemli bir fırsat alanı olarak değerlendirdiklerini kaydeden Yaşar, “Yenilenebilir enerji yatırımlarından enerji verimliliğine, iklim risklerinden yeni teknolojilere ve dijital altyapılara kadar dönüşümün beraberinde getirdiği yeni risklerin doğru şekilde yönetilmesinde sigorta sektörünün rolü giderek daha kritik hâle gelmektedir. Sigorta, yalnızca gerçekleşen risklerin sonuçlarını karşılayan bir mekanizma değil; yatırımın önünü açan, finansmana erişimi destekleyen ve yatırımların sürdürülebilirliğini güvence altına alan stratejik bir araçtır” dedi.

Dezenflasyon süreci sigortacılıkta yeni bir dönemin kapısını açacak

Dezenflasyon sürecinin sigorta sektöründe yeni bir dönemin kapısını açacağını belirten Yaşar, “Önümüzdeki dönemde sektör olarak; enflasyon kaynaklı nominal prim artışından reel büyümeye, prim tutarından poliçe ve sigortalı sayısının artırılmasına, finansal gelirlerden sürdürülebilir teknik kârlılığa ve sigorta penetrasyonunun yükseltilmesine daha fazla odaklanmamız gerekecektir. Türkiye’de sigortacılığın ekonomideki payının artırılması, koruma açığının azaltılması ve daha geniş kesimlerin sigorta güvencesine erişebilmesi, sektörümüzün önümüzdeki dönemdeki temel öncelikleri arasında yer alacaktır” diye konuştu.

Ali İhsan Balta: “ALO 193’te eksik halka:Eksperin sesi”

Sigorta Eksperi ve Sigorta Tahkim Komisyonu Bilirkişisi Ali İhsan Balta, bir sistemin gücünün, yalnızca merkezden ne kadar iyi denetlendiğiyle değil, sahadan gelen sesi ne kadar doğru duyabildiğiyle ölçüldüğüne dikkat çekti. Balta, Türk sigorta sektöründe hasar süreçlerinin daha şeffaf ve denetlenebilir hale getirilmesi için atılan adımlar bu açıdan son derece kıymetli olduğuna vurgu yaptı. Balta, “Ancak sahada, hasarın ve dosyanın tam merkezinde görev yapan eksperin gördükleri ve yaşadıkları da bu denetim zincirinin ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Çünkü eksper yalnızca hasarı tespit eden kişi değil; usulsüzlüğü, baskıyı, müdahaleyi ve suiistimal girişimini çoğu zaman herkesten önce gören kişidir. Tam da bu nedenle ALO 193 önemli bir kazanım olmakla birlikte, sistemde hâlâ tamamlanması gereken bir halka vardır: Eksperin sesi” yorumunu yaptı. Balta’nın konu ilgili kaleme aldığı makale şöyle:

Türk sigorta sektöründe hasar süreçlerinin daha şeffaf, izlenebilir ve denetlenebilir hale getirilmesi yönünde atılan adımlar son derece önemlidir. ALO 193 de bu yeni yapının önemli unsurlarından biridir. Ancak sistemde hâlâ önemli bir eksik halka bulunmaktadır: Hasar dosyasının tam merkezinde görev yapan sigorta eksperinin sahada karşılaştığı baskı, tehdit, müdahale, usulsüzlük ve suiistimal girişimleri de sistemin dışında kalmamalıdır. Eksperin bu olayları doğrudan, açık ve tanımlanmış kategoriler altında bildirebileceği kurumsal bir mekanizma oluşturulmalıdır. Çünkü eksper yalnızca hasarı tespit eden kişi değildir. Eksper; servisi, onarımı, parçayı, hasarı, belgeyi, tarafların taleplerini ve dosyanın gerçekliğini aynı anda gören en önemli saha aktörlerinden biridir. Ve tam da bu nedenle çoğu zaman sistemin görmediğini ilk gören kişidir.

MESELE YALNIZCA MESLEKİ BASKI DEĞİLDİR: CAN GÜVENLİĞİDİR

Eksperler masa başında değil, büyük ölçüde sahada görev yapmaktadır. Servislerde, sanayi sitelerinde, otoparklarda, çekici alanlarında ve ağır hasarlı araçların bulunduğu kontrolsüz ortamlarda çalışmaktadır. Üstelik verecekleri teknik kararların ciddi ekonomik sonuçları vardır. Bu nedenle eksper zaman zaman; hakaret, tehdit, teknik kanaatini değiştirmeye yönelik baskı, ekspertizin engellenmesi, gerçeğe aykırı hasar talepleri ve fiziki güvenlik riskiyle karşı karşıya kalabilmektedir. Bunlar “mesleğin doğal zorlukları” olarak kabul edilemez. Görevi nedeniyle tehdit edilen veya teknik kanaatine müdahale edilen eksperin yaşadığı olay artık kişisel değil, sistemin sorunudur. Üstelik mevcut görevlendirme sisteminde can güvenliği açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken çok önemli bir durum bulunmaktadır. 2026/7 sayılı Genelge uyarınca EKSİST üzerinden yapılan görevlendirmede ilk eksperin işi reddetmesi halinde ikinci eksper atanmakta; ikinci eksperin de reddetmesi durumunda ise sonraki atanan eksperin, Kanunda belirtilen görevin kabulüne engel özel haller dışında işi kabul etmesi zorunlu tutulmaktadır.

Peki ya eksper, görevlendirildiği o serviste daha önce tehdit edilmiş veya fiziki saldırı girişimine maruz kalmışsa? Bir an için empati yapın. Daha önce tehdit edildiğiniz, hakarete uğradığınız veya fiziki saldırı girişimiyle karşı karşıya kaldığınız bir yere, “görevlendirme sırası size geldi” denilerek yeniden gönderildiğinizi düşünün. Üstelik göreviniz yine aynı: Teknik gerçeği tespit etmek, tarafsız kalmak ve gerektiğinde karşı tarafın hoşuna gitmeyecek bir karara imza atmak.

Böyle bir durumda eksperden yalnızca görevini yapması değil, daha önce yaşadığı tehdidin bulunduğu ortama yeniden girmesi de beklenmiş olur. Hiçbir görevlendirme kuralı, bir meslek mensubunun bilinen ve somut bir güvenlik riski karşısında kendisini koruma imkânını ortadan kaldırmamalıdır. Bu nedenle tehdit, fiziki saldırı girişimi veya ciddi güvenlik riski bulunan durumlarda; olayın kayıt altına alınmasını ve eksperin gerekçeli olarak görevlendirmeyi reddedebilmesini sağlayacak açık, objektif ve denetlenebilir bir “CAN GÜVENLİĞİ İSTİSNASI” oluşturulmalıdır. Çünkü burada artık mesele görevlendirme sistemi değildir. Konu, insan hayatı ve can güvenliğidir.

EKSPER BİLDİRİMLERİNİN ASIL GÜCÜ: SAHADAN ERKEN UYARIYA

Bir eksperin bir kişi veya kuruluş hakkında yaptığı bildirim münferit bir olay olabilir. Ancak farklı eksperlerden, farklı dosyalarda ve farklı tarihlerde aynı kişi veya kuruluş hakkında benzer bildirimler geliyorsa artık ortada tesadüf değil; sistemsel bir risk göstergesi vardır. Bu veriler doğru analiz edildiğinde; hangi bölgelerde suiistimalin yoğunlaştığı, hangi servis veya kuruluşlar hakkında tekrar eden bildirimlerin bulunduğu, hangi yöntemlerle hasar tutarlarının  artırılmaya çalışıldığı ve hangi alanlarda eksperlerin baskı veya güvenlik sorunu yaşadığı görülebilir hale gelir. Böylece eksper bildirimi yalnızca bir şikâyet olmaktan çıkar; suiistimal erken uyarı sistemine, sektörel risk haritasına ve veri temelli denetim aracına dönüşür. Eksperin sahada gördüğü usulsüzlük ve suiistimal girişimlerini doğrudan sisteme bildirebilmesi, suiistimalle mücadelenin en güçlü caydırıcı unsurlarından biri olacaktır. Çünkü bugüne kadar farklı şehirlerde organize veya münferit şekilde hareket eden suistimal yapıları açısından artık karşılarında yalnızca tek bir eksper değil; bildirimi kayıt altına alan, tekrar eden kişi, servis, yöntem ve bağlantıları görebilen merkezi bir sistem bulunacaktır. Bu yapı, suiistimal girişimlerinin hareket alanını daraltırken; başta eksperler olmak üzere sigorta şirketleri ve acenteler üzerinde kurulmaya çalışılan baskı ve tehditlerin de azaltılmasına önemli katkı sağlayacaktır. Sahadan gelen bu bilgi gücü, sektörün haksız ve suiistimal kaynaklı hasarları önleme kapasitesini çok daha ileri bir seviyeye taşıyacak; önlenen her haksız hasar ise sonuçta sektörün ortak maliyetinden düşecektir. Daha az suiistimal, daha düşük hasar maliyeti; daha düşük hasar maliyeti ise sigorta primleri üzerindeki maliyet baskısının azalması demektir. Dolayısıyla eksperin sisteme kazandıracağı her doğru bildirim yalnızca bir dosyayı değil; sigorta şirketini, acenteyi, dürüst sigortalıyı ve nihayetinde poliçe bedelini ödeyen milyonlarca tüketiciyi koruyacaktır.

ÇÖZÜM:

EKSPER MESLEKİ MÜDAHALE VE USULSÜZLÜK BİLDİRİMİ

ALO 193 içerisinde eksperlere özel bir bildirim alanı oluşturulmalıdır. Eksper; dosya numarasını, olayın tarihini, ilgili kişi veya kuruluşu, müdahalenin niteliğini ve varsa belge, fotoğraf ve yazışmaları sisteme aktarabilmelidir. Bildirimler; teknik kanaate müdahale, tehdit ve güvenlik riski, ekspertizin engellenmesi, gerçeğe aykırı hasar talebi, yedek parça tedariki, ayıplı parça ve mobil onarım süreçlerindeki aksaklıklar; parça değişim ve onarım kararlarına müdahale ile değişmeyen parçaların değişmiş gibi gösterilmesine ilişkin tespitler, belge manipülasyonu ve suiistimal şüphesi gibi açık kategorilere ayrılmalıdır. ALO 193; tüketicinin korunması, hasar süreçlerinin şeffaflaştırılması ve suiistimalle mücadele açısından önemli bir adımdır. Şimdi bu yapının daha da güçlendirilmesi mümkündür. Vatandaş şikâyetini iletebilmeli. Düzenleyici otorite denetimini yapabilmeli. Sigorta şirketleri süreçleri izleyebilmeli.

Ama aynı zamanda; eksper de sahada gördüğü usulsüzlüğü, baskıyı, tehdidi ve suistimal girişimini doğrudan sisteme bildirebilmelidir. Çünkü gerçek denetim yalnızca merkezin sahayı görmesi değildir. Sahanın da merkeze konuşabilmesidir. İşte o zaman ALO 193 yalnızca bir ihbar ve şikâyet hattı olmaktan çıkar; Türk sigorta sektörünün sahadaki gözüne, kulağına ve erken uyarı sistemine dönüşür. Ve unutulmamalıdır: Eksperden tarafsız olması bekleniyorsa, tarafsızlığı nedeniyle maruz kaldığı baskı da kayıt altına alınmalıdır. Eksperden suiistimali tespit etmesi bekleniyorsa, tespit ettiği suiistimali doğrudan sisteme aktarabileceği güçlü bir kanal bulunmalıdır. Eksperden teknik gerçeği söylemesi isteniyorsa, o gerçeği söylediği için tehdit edildiğinde sistem onu yalnız bırakmamalıdır. Çünkü; bağımsızlık yalnızca yükümlülük değildir. Bağımsızlığın korunması da güçlü bir sigorta sisteminin sorumluluğudur. Eksperi korumak bir meslek grubuna ayrıcalık tanımak değildir. Eksperi korumak; teknik gerçeği, sigortalıyı, sigorta şirketini, kamu menfaatini ve Türk sigorta sisteminin güvenilirliğini korumaktır.

Anadolu Sigorta’dan Haliç’te “Bir Adım Daha Koşusu”

Anadolu Sigorta’dan Haliç’te “Bir Adım Daha Koşusu”

Anadolu Sigorta, bu yıl ilk kez düzenleyeceği “Bir Adım Daha Koşusu” ile sporseverleri 20 Eylül’de İstanbul Haliç’te buluşturacak. İstanbul Maratonu için kriter koşusu niteliği taşıyan organizasyonda katılımcılar 5 ve 10 kilometrelik iki farklı parkurda yarışacak.

Anadolu Sigorta, sağlıklı yaşamı desteklemek ve koşu kültürünün yaygınlaşmasına katkı sağlamak amacıyla “Anadolu Sigorta Bir Adım Daha Koşusu”nu düzenliyor. İlk kez gerçekleştirilecek organizasyon, 20 Eylül Pazar günü İstanbul Haliç’te yapılacak.

Balat İskelesi önünden başlayıp aynı noktada sona erecek yarış, 5 ve 10 kilometrelik parkurlardan oluşacak. İstanbul Maratonu için kriter koşusu niteliği de taşıyan organizasyonla farklı seviyelerden koşucuların tarihi Haliç kıyılarında bir araya gelmesi hedefleniyor.

“Bir Adım Daha, her şeyiyle Anadolu Sigorta’nın düzenlediği bir koşu”

Anadolu Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Aydın Bozdemir, koşuyu insanların kendileriyle kurdukları güçlü bağlardan biri olarak gördüklerini belirterek her yaştan insanın herhangi bir ekipmana ihtiyaç duymadan kendi temposunda başlayabileceği erişilebilir bir spor olduğunu ifade etti.

Anadolu Sigorta’nın bugüne kadar Türkiye’de birçok koşu etkinliğinin sponsorluğunu üstlendiğini hatırlatan Bozdemir, “Bir Adım Daha ise her şeyiyle Anadolu Sigorta’nın düzenlediği bir koşu. Bu sene ilkini gerçekleştirecek olmanın heyecanını yaşıyoruz. Bir Adım Daha Koşusu, birlikte spor yapan, deneyimlerini paylaşan ve birbirinden güç alan kalıcı bir koşu topluluğunun oluşmasına katkı sunmayı amaçlıyor” dedi.

Bozdemir, “Kaybetmek Yok” sloganıyla sürdürülebilir bir gelecek hedefi doğrultusunda çalıştıklarını ve toplumsal etkisi yüksek kurumsal sosyal sorumluluk projeleriyle topluma katkı sunmayı önceliklendirdiklerini de belirtti.

5 ve 10 kilometrelik parkurlarda koşulacak

Haliç kıyısındaki 5 kilometrelik parkur, Balat Vapur İskelesi önünden başlayacak. Koşucular Ayvansaray Caddesi üzerinden Unkapanı Atatürk Köprüsü ile Refik Saydam Caddesi kesişimindeki dönüş noktasına ulaştıktan sonra yeniden Balat Vapur İskelesi önüne dönecek. 10 kilometre kategorisindeki sporcular ise aynı parkuru iki kez koşacak.

Saat 09.00’da başlayacak yarışlar, 16 yaş ve üzerindeki katılımcılara açık olacak. Genel klasmanın yanı sıra gençler ile farklı yaş kategorilerindeki kadın ve erkek sporcular için ayrı klasmanlar oluşturulacak.

Yarışı tamamlayan tüm katılımcılara hatıra madalyası verilecek. Organizasyon kapsamında ayrıca zaman ölçüm hizmeti, yarış paketi, sporcu çantası, su istasyonları ve yarış sonrası ikramlar sunulacak.

Kayıtlar 16 Eylül’e kadar devam edecek. Kontenjanın daha önce dolması durumunda ise başvurular erken sona erebilecek.

Koşunun tanıtım filmi yapay zekâ desteğiyle hazırlandı

Anadolu Sigorta, Bir Adım Daha Koşusu için yapay zekâ teknolojilerinden yararlanılarak hazırlanan bir tanıtım filmi de yayımladı.

Filmde, dış sesin kendisine seslenmesiyle koşmaya başlayan Emre adlı karakter, attığı her adımda kendisinin daha iyi halleriyle karşılaşıyor.

Filmde koşunun insanı fiziksel ve zihinsel olarak ileri taşıması eğlenceli bir anlatımla işleniyor.

Anadolu Sigorta Bir Adım Daha Koşusu’na başvurular organizasyonun kayıt sayfası üzerinden yapılabiliyor.

Katılım Emeklilik’te 18 yaş altı BES sözleşmeleri 207 bini aştı

Katılım Emeklilik’te 18 yaş altı BES sözleşmeleri 207 bini aştı

Katılım Emeklilik’in çocukların doğumdan itibaren Bireysel Emeklilik Sistemi’ne dahil olabilmesine imkân sağlayan Erken BES planındaki sözleşme sayısı 207 bini geçti. Türkiye genelinde ise 18 yaş altı BES sözleşmeleri Ağustos 2026 itibarıyla 2 milyonu aşarken, bu gruptaki katılımcı sayısı son bir yılda yüzde 14’e yakın arttı.

Yeni eğitim döneminin başlamasıyla ailelerin çocuklarının geleceğine yönelik finansal planlamaları da yeniden gündeme geliyor.

Çocuklar için uzun vadeli birikim seçeneklerinden biri olan 18 yaş altı Bireysel Emeklilik Sistemi (BES), erken yaşta düzenli birikime başlanmasına, devlet katkısından ve uzun vadeli yatırım getirilerinden yararlanılmasına imkân sağlıyor.

Katılım Emeklilik de Erken BES planıyla çocukların doğumdan itibaren sisteme dahil edilmesine olanak tanıyor.

Erken yaşta başlatılan BES sözleşmesi, küçük tutarlarla düzenli birikim yapılmasını ve uzun yatırım döneminden yararlanılmasını sağlarken, getirilerin yeniden değerlendirilmesiyle bileşik getiri etkisinden faydalanma fırsatı sunuyor.

“Erken başlamanın önemi daha da belirginleşiyor”

Katılım Emeklilik Genel Müdürü Ayhan Sincek, BES’te zaman avantajının yanı sıra devlet katkısının da uzun vadeli birikimi desteklediğine dikkat çekti.

Sincek, “BES’te birikim yapan katılımcılar için devlet katkısı da birikimin önemli unsurlarından biri. Yüzde 20 devlet katkısı, katılımcının kendi ödediği katkı paylarına ek bir avantaj sağlıyor. Düzenli katkı payı, devlet katkısı ve fonların yatırım performansının uzun vadeli etkisi bir arada değerlendirildiğinde ise erken başlamanın önemi daha da belirginleşiyor” dedi.

Türkiye’de 18 yaş altı BES sözleşmeleri 2 milyonu geçti

Türkiye’de 18 yaş altı BES sözleşme sayısı Ağustos 2026 itibarıyla 2 milyonu aşarken, bu sayı toplam BES katılımcılarının yaklaşık yüzde 11’ine karşılık geldi.

18 yaş altı katılımcı sayısı son bir yılda yüzde 14’e yakın artış gösterdi. Aynı dönemde Türkiye genelindeki toplam BES sözleşme sayısı yüzde 7,9 artarak 18,22 milyona, toplam BES fon büyüklüğü ise yüzde 56 artışla 2,61 trilyon TL’ye yükseldi.

Katılım Emeklilik’te 18 yaş altının payı yüzde 13,4

Katılım Emeklilik’in 18 yaş altı BES sözleşme sayısı ise 207 bini aştı. Şirketin verdiği bilgilere göre bu sayı, toplam BES sözleşmelerinin yüzde 13,4’ünü oluşturuyor.

Erken BES’in performansını değerlendiren Sincek, “Katılım Emeklilik olarak çocukların erken yaşta BES’le tanışmasını sağlayan Erken BES ürünümüzle bu alandaki büyümenin önemli bir parçasıyız. 18 yaş altı BES katılımcı sayımız 207 bini aşarken, bu sayı toplam BES sözleşmelerimizin yüzde 13,4’ünü oluşturuyor. Bu güçlü oran, erken yaşta tasarruf alışkanlığı kazandırma konusundaki yaklaşımımızın ve Erken BES ürünümüze yönelik ilginin önemli bir göstergesi” diye konuştu.

“En önemli avantajlardan biri zaman”

Çocuklar adına erken yaşta birikime başlamanın uzun vadede sağladığı avantajlara değinen Sincek, şunları söyledi:
“Çocuklarımız için birikim yaparken aslında yalnızca bugünlerini değil, gelecekteki seçeneklerini de düşünüyoruz. Burada en önemli avantajlardan biri zaman. Küçük yaşta başlayan düzenli birikimler, uzun bir yatırım döneminde değerlendirilerek zaman içinde büyüyebiliyor. Devlet katkısı ve yatırım getirilerinin de etkisiyle birikimlerin yeniden değerlendirilmesi, bileşik getiri etkisinden yararlanma fırsatı sunuyor.”

Ailelerin BES’i çocukları için ne kadar erken değerlendirmeye başlarsa uzun vadeli birikim açısından o kadar fazla zaman avantajı elde edeceğine inandıklarını belirten Sincek, Erken BES ile ailelerin çocuklarının geleceğine yönelik uzun vadeli birikim yolculuğuna eşlik etmeyi hedeflediklerini ifade etti.

HDI Fibaemeklilik’ten 18 yaş altı BES’e okula dönüş kampanyası

HDI Fibaemeklilik, eylül ayı boyunca dijital kanalları üzerinden aylık 2 bin TL ve üzeri katkı payıyla 18 yaş altı BES sözleşmesi başlatanlara 2 bin TL değerinde LC Waikiki hediye kartı sunuyor. 30 Eylül’e kadar sürecek kampanyayla ailelerin çocukları için erken yaşta ve uzun vadeli birikime başlamalarının desteklenmesi hedefleniyor.

HDI Fibaemeklilik, okula dönüş dönemine özel olarak 18 yaş altı Bireysel Emeklilik Sistemi’ne (BES) yönelik yeni bir kampanya başlattı. Kampanya kapsamında eylül ayı boyunca şirketin dijital kanallarından aylık 2 bin TL ve üzeri katkı payıyla 18 yaş altı BES sözleşmesi başlatanlar, 2 bin TL değerinde LC Waikiki hediye kartı kazanabilecek.

Şirket, 18 yaş altındaki çocuklara yönelik sunduğu “Gelecek Net BES Planı”nın dijital kanallar üzerinden birkaç dakika içinde oluşturulabildiğini belirtiyor. Böylece ebeveynler fiziksel bir işlem yapmadan çocukları adına uzun vadeli birikime başlayabiliyor.

Çocuk ve ebeveyn için devlet katkısından ayrı yararlanılabiliyor

18 yaş altı BES, uzun vadeli birikimin yanı sıra devlet katkısından yararlanma imkânı da sağlıyor. Ebeveynler hem kendi adlarına hem de çocukları adına oluşturdukları BES sözleşmeleri için yüzde 20 devlet katkısından ayrı ayrı yararlanabiliyor. Devlet katkısı üst limitinin kişi bazında uygulanması nedeniyle aile genelinde yararlanılabilecek toplam devlet katkısı da artabiliyor.

Aileler katkı payı tutarlarını zaman içinde bütçelerine göre artırabilirken, istedikleri dönemlerde ek katkı payı da ödeyebiliyor. Erken yaşta başlayan ve düzenli sürdürülen birikimler, ilerleyen yıllarda çocukların eğitim ve kariyer süreçlerindeki finansal ihtiyaçları için kaynak oluşturabiliyor.

“Küçük ve düzenli adımlar güçlü bir birikime dönüşüyor”

HDI Fibaemeklilik Genel Müdür Yardımcısı Erhan İleri, BES’e erken yaşta başlamanın uzun vadeli birikim üzerindeki etkisine dikkat çekti.

İleri, “Çocukların BES’le erken yaşta tanışması, küçük ve düzenli adımların uzun vadede güçlü bir birikime dönüşmesini sağlıyor. Örneğin, 8 yaşında sisteme dahil edilen ve adına ayda 2.000 TL düzenli katkı payı ödenen bir 18 yaş altı BES katılımcısı, ödemelerin kesintisiz sürdürülmesi halinde 56 yaşına geldiğinde devlet katkısı dahil yaklaşık 3,1 milyon TL birikime ulaşabiliyor” dedi.

Birikimin bir bölümü sözleşme sonlandırılmadan kullanılabiliyor

Katılımcıların 18 yaşını geçtikten sonra belirli koşullarda birikimlerinin bir bölümünden yararlanabildiğini belirten İleri, “Katılımcı 18 yaşını geçtiğinde evlilik, araç veya konut alımı gibi finansal desteğe ihtiyaç duyduğu zamanlarda sözleşmesini sonlandırmadan birikiminin bir kısmını kullanabiliyor. Bu örnek, birikime erken başlamanın ve zamana yatırım yapmanın çocukların uzun vadeli finansal geleceği açısından ne kadar değerli olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.

HDI Fibaemeklilik’in okula dönüş kampanyası 30 Eylül’e kadar devam edecek.

Kampanyadan yararlanmak isteyenlerin şirketin dijital kanalları üzerinden 18 yaş altı BES sözleşmesi başlatması gerekiyor.